|
|
|
ANNE BABALAR DA EĞİTİME DÂHİL OLMALI.
Her çocuk masum doğar. Sonra erişkinlerin elinde ya hayra doğru ya da şerre doğru gelişir. Yemek odası, yatak odası, tuvalet üçgeninden ibaret olan bir hapishanenin mahkûmları olan anne babalar elinde evlat değil ancak illet yetişir.
Zira çocuklar, duyduklarını değil gördüklerini uygularlar. Bu sebeple anne babanın örnek olması, eğitimin olmazsa olmaz şartlarından biridir.
Anne babanın olumlu örnek olamadığı yerde tam ve mükemmel bir eğitimden söz edilemez.
Bu yüzden eğitime velinin eğitilmesinden başlamak gerekir. Veliyi ve diğer eğitimcileri eğitmeden
çocukları ve gençleri eğitmek mümkün değildir. Hele de anne babanın içinde bulunmadığı ve
etkili bir şekilde katılmadığı eğitim eksiktir, yetersizdir. Dünyanın en iyi okulu, en seçkin eğitimcileri de olsa tek başına eğitim konusunda başarıya ulaşamaz.
Bu yüzden veli, eğitimci bir tavır ile sıklıkla çocuğunun okulunda olmalı, hiçbir daveti geri çevirmemeli,hatta mümkünse orayı ikinci adres haline getirmelidir.Eğitimci bir duruş sergileyen anne babalar, kendilerini iyi yetiştirmeli, biraz öğretmen olmalı, dolayısıyla evi biraz okullaştırmalıdır.Çocuklarımıza okul ile ev arasında çelişki yaşatmayalım! |
|
Öğretmen de biraz anne ya da babalaşmalı; yaşı müsait değilse biraz abla veya ağabey yüreği taşımalıdır.Böylece ev biraz okul, okul da biraz evleşerek birbirine yaklaşmalı ve destek vermelidir. Ancak bu birliktelik sayesinde eğitim sistemimizin firesini azaltmak mümkündür. Tabii ki ev daha çok ahlakî ve manevî değerleri, okul da öğretimi, bilgiyi öne alacaktır. Ancak evin ve okulun verdiği birbirini desteklemeli, güçlendirmeli, asla birbirini çürütmemelidir.
ÇELİŞKİ
Benim neslim çoğu zaman ev ile okul arasında ezilmiştir. Zira evde verilen terbiye okulda alay konusu edilir, anne baba cahil kabul edilerek fikirleri küçümsenir ve kabul görmezdi. Anne baba da bu tutuma karşı tavır alır, çocuğunu korumak isterdi. Bu şekilde arası açılan ev ile okul çocuğu müthiş bir çelişki içinde bırakır, kelimenin tam manasıyla iki arada bir derede kalınırdı. Meselâ çocuk evde insanın Hz. Âdem ile Havva’dan,okulda da maymundan geldiğini duyarsa ne yapacak, hangisine inanacaktır? Anne baba, bu tür çelişkilerinde çocuğa hemen yardımcı olmalıdır. Aslında böyle bir olaya şahit olmasalar da çocuğu dışarıdan her gelişinde dinlemeli, anlamalı ve iç dünyasına girmelidirler.
Çünkü dışarısı, bazı okullar da dâhil hâlâ kir, pas doludur. Özellikle anneler, çocuğun maddi temizliği hususunda çok hassastırlar. Ancak asıl tehlikeli ve öldürücü mikropları çocuk dışında değil içinde taşımaktadır. Henüz içinde yerleşmeden, gönlünde bir kara nokta bırakmadan bu manevî pislikler tespit edilmeli, ayıklanmalı ve temizlenmelidir.
AİLE MECLİSLERİ KURMAK…
Velinin bunu başarabilmesi için, Aile Meclisi’ni kurması gerekir. Bu meclis evin en küçük ferdini de kapsamalı ve her gün en az 15 dakika toplanmalıdır. Sevgi ve saygı çerçevesinde çocuklar da her hususta konuşabilmeli, soru sorabilmeli, en küçük bir endişeye düşmeden anne baba icraatlarını tenkit bile edebilmelidir. Böylece, Aile Meclisi’nde anne baba, çocuğun dışarıdan getirdiklerini öğrenir. Faydalı gördüklerini destekler, zararlı olanları da ayıklama fırsatı yakalar. Aile Meclisi’nde çocuklar anne babalarını, anne babalar da çocuklarını iç dünyalarıyla birlikte gerçekten tanımış olurlar. Aile Meclisi’ni ciddi işleten ailelerde çocukların yüreklerinden tutulmuş olur. O masum ve saf yürekler, anne baba yüreklerinden hiç kopmayacak şekilde sevgiye doymuş olurlar.
KİTAP OKUNMALI
Daha küçük yaştan itibaren böylesine ciddiye alınan çocuklar, önemsendiklerini ve şartsız bir biçimde sevildiklerini hissederler. Bu duyguyla anne-babalarına güvenirler, anne babaları da onlara itimat eder.
Bu oturumlarda anne babanın elinde kitap olması,ayrı bir güzelliktir. Aile fertlerinin bütününe seslenen bir kitabın açıklanarak, gerektiğinde yorumlanarak okunması da çok mühimdir. Çocuk sevdiği kişinin sevdiği eylemi sever. Dolayısıyla kitabı ve okumayı sevdirmenin en kestirme yolu izlenmiş olur. Kitabı çocukların okuyup ebeveynin dinlemesi daha da isabetlidir.
Zira okuma güzelliğine bir aferin almaları, anlama dereceleri için kazandıkları tebrikler, sevgi merkezli eğitimin temel unsurlarıdır.
NİYE ÖNEMLİ?
Aile Meclisi, bütün meclislerin anası ve temelidir. Aile Meclisi’nden geçmemiş insanlar, daha sonraki hayatlarında, meclis adabına ya hiç uyamazlar ya da güç uyarlar. Şimdilerde Büyük Millet Meclisi’nde gördüğümüz nahoş tavırların, kavgaların, saldırganlıkların temelinde de Aile Meclisi’nin bıraktığı boşluk vardır. Eğer Meclis’te döğüş horozu gibi davranan milletvekillerimiz, çocuk yaşlarında aile meclisinden geçmiş olsalardı oradaki hareketleriyle çocuklarımıza kötü örnek olmazlardı. Sevgi, saygı çerçevesinde konuşmayı; küfürsüz, hiddetsiz ve sırayla konuşmayı, daha da mühimi dinlemeyi öğrenmiş olurlardı.
BİR HATIRA
Rahmetli İbrahim Canan Hocamız’ın bir hatırasıdır: Paris’te bulunduğu yıllarda, Müslüman bir Fransız aile ile tanışır. Evin delikanlısının ahlakı, inancı, ibadeti dikkatini çeker ve sorar:
“İslam’a yabancı bir toplumda yaşayan, hem de Fransız mektebinde okuyan bu çocuk nasıl böyle tertemiz ve samimi bir Müslüman olabildi?”
Anne babanın açıklaması, onların hakikâten eğitimci bir duruş sergilediklerini gösterir. Derler ki “Biz çocuğumuzu bu toplumun içinde heder etmek istemedik. Bu yüzden ona zaman ayırdık ve özellikle de her gün dışarıdan getirdiklerini görmeye çalıştık. Kafasına ve kalbine düşmüş olan kiri, pası hemen temizledik. O duygu ve düşüncelerin Müslümancasını öğrettik. Çocuğumuzla gönül irtibatını hiç koparmadık. Allah da emeğimizi mükâfatlandırdı, çocuğumuzu bize ve İslam’a bağışladı.”
ÖRNEKSİZ EĞİTİM OLMAZ!
Kuru nasihat, düz öğüt can sıkar, sık tekrarlanınca usandırır ve çocuğu kaçırır. Yerinde, kıvamında ve gerektiğinde nasihat etmeli, hatta konuya öyle girmeli ki ne yapması gerektiğini çocuk kendisi bulmalı…
Tabii ki bu metod bilgi ister, sabır ister, yeterli ve kaliteli zaman ayırmak ister. Bu fedakârlığı yapan ebeveynin emeği boşa gitmez. Oysaki çoğu zaman anne baba da öğretmen de ahlaki değerleri benimsetmek için emir kipini kullanır. Mesela “yalan kötüdür, söyleme!” Bu tür emirlerin eğitim açısından hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Ahlâk ve fazilet ancak örnekleriyle sevdirilebilir. Bu
sebeple 40 yıldır dilimin pelesengidir: örneksiz eğitim olmaz!
Sahi, bizim eğitim sistemimizin gençlerimize sunduğu örnekler kimlerdir? Zengin örneklerle dolu bir geçmişimiz var. Ama o örneklerin, özellikle de örnek yanlarıyla, okul kitabımızda, müfredatımızda yeri yoktur. Sevilen örneklerin şahsında sevilir ahlak, erdem, inanç, ibadet…
KAHRAMANLARIMIZI TANITMALIYIZ
Bizde ise tam tersine örnekleri batırma, bitirme, iftiralarla çürütme ve gündemden düşürme alışkanlığı
vardır. Bu sebeple gençlerimizin büyük bir bölümü, medeniyetimizin dünya çapında adam yetiştiremediğine inanmıştır. Bu yüzden de ya Batılı bir örneği, önderi vardır ya da topçuların, popçuların peşindedir.
Çünkü önlerine doğru dürüst örnekler konduğunda hemen heyecanlanıyorlar. Mesela İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif, mesela Hz. Pir Mevlana, Yunus Emre, Çanakkale kahramanları… Gençlerle frekansı tutturacak biçimde anlatıldığında, yazıldığında, masum yüreklerin coşuverdiğini her zaman, her yerde görüyoruz. Biz sistemsiz eğitim sistemine sistem getirmeye uğraşacağımıza işe hemen başlayalım. Örneklerimiz üzerinden yaşanmış güzellikleri saf gönüllere taşıyalım.
Gönüllerin Mevlanalaştığı, Yunuslaştığı, Akifleştiği yerde sevgiden, saygıdan, merhametten başka ne olur ki? Eğitim sadece okula ve öğretmene bırakılamayacak derecede mühim ve hayati bir iştir. Eğitimde başarılı olamazsak diğer işlerimiz hiçtir.