Miraç, Arapça bir kelime olup, “Yükseğe ve yukarıya çıkmak” manasına gelir. Bu mucize, Efendimiz’in ötelerin ötesine yaptığı muhteşem bir seyahatin adıdır ve peygamberliğinin 12. yılında gerçekleşmiştir.
Efendimiz, Recep ayının 27. gecesi, Hz. Cebrail tarafından, Mekke’deki Kabe’den alınıp, Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya, Burak adlı bir binekle götürülmüştür. Orada, bütün peygamber ruhlarına namaz kıldırmış, böylece, hepsinin getirdiklerine son varis olduğunu fiilen göstermiştir.
Mescid-i Aksa’dan, yine Cebrail refakatinde Mirac denilen bir vasıta ile, yedi kat gök tabakalarını geçmiştir. Her tabakada bir peygamber ile karşılaşmış ve konuşmuştur. Bu peygamberler, 1. kat gökte Hz. Adem, 2. katta Hz. İsa, Hz. Yahya, 3. katta Hz Yusuf, 4. katta Hz. İdris, 5. Katta Hz. Harun, 6. katta Hz. Musa ve 7. katta da Hz. İbrahim idi.
Daha sonra, meleklerle de görüştürüldü. Nihayet, yaratılmışlar dünyasının son sınırı olan Sidretü’l Münteha’ya ulaştı.
Bu noktada Cebrail Aleyhisselam, “Ben buradan, bir parmak ucu ileri geçecek olsam, yanarım”dedi ve orada durdu.
Efendimiz’in, “-Buradan öte nasıl gidilir?” sorusuna, Hz. Cebrail’in cevabı tek kelimelikti, ama çok derindi:
“-Aşkla Ya Resulallah, aşkla…”
Dolayısiyle Efendimiz, Sidretü’l Münteha’dan itibaren yoluna yalnız olarak, sadece yüreğindeki benzersiz aşkla devam etti.
Başka hiçbir kula nasip olmayan bu eşsiz yolculuğa, bir yerden sonra, en büyük melek olan Cebrail bile devam edememişti. Bu da, Efendimiz’in Allah katında meleklerden daha yüksek olan eşsiz değerini gösterir.
Sidre’de, Efendimiz’e Cennet ve Cehennem gösterildi.
Cebrail Aleyhisselam’ı geride bırakan Güzeller Güzeli, Refref adlı bir binekle manevi alemlere yükseldi. Bu alem, bütünüyle Yüce Allah’ın zatına mahsus olan ve insanların anlama ve kavrama sınırlarının ötesinde bir yerdi. Burada, bizim anlayışımızı aşan bir biçimde, Yüce Allah’ın doğrudan hitabına mazhar oldu. (Necm, 9)********
Bütün güzelliklerin kaynağı ve Yaratıcısı olan Yüce Allah’ı, Efendimiz (s.a.v.), orada perdesiz ve vasıtasız olarak gördü.
Sonra da, aynen getirildiği gibi, Mekke’ye geri döndü.
Efendimiz’in, tarifinden aciz kaldığımız o muhteşem alemlerde kalmayı dilememiştir. Tekrar, bu eziyetli ve ağır imtihanlı dünyaya dönerek ümmetini yalnız bırakmamıştır. Oysa ki, onca güzellikleri görüp, Cennet’i de temaşa ettikten sonra, bu dünyaya tekrar dönmek dayanılmaz bir durumdu. Efendimiz bu imtihanı da vermiş, o çok ağır ve dayanılmaz vazifesinin başına yeniden geçmiştir.
Bu çok önemli seyahattan, büyük müjdelerle döndü. Bu yolculuğun İlahi hediyeleri, kıyamete kadar gelecek bütün insanlığı, yani hepimizi etkileyecek ve sevindirecek boyutlardadır.
Güzeller Güzeli, bu fani alemden çıkarılıp, baki aleme götürülmüş, gökyüzü tabakalarını geçmiş, Cennet ve Cehennem’i bizzat görmüştür. Bunlardan da mühim olanı, Rabbi’nin Zat’ını ve saltanatının ihtişamını bizzat müşahede etmiştir.
Bu olağanüstü hadiseye, Mirac mucizesi denir.
Kur’an’da Mirac Mucizesi şöyle açıklanır:
“-Ayetlerimizden bir kısmını, O’na göstermek için kulunu bir gece, Mescid-i Haram’dan alıp, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan uzaktır. Şüphesiz ki O, her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir. ” (İsra Suresi, ayet 1)
MİRAC’IN MANASI
Efendimiz, Cenab-ı Hakk’ı, Cennet’i, Cehennem’i görmek ve İlahi mesajları almak için neden Mirac’a çıktı? Bediüzzaman hazretleri, bu soruya, özetle ve mealen şu cevabı verir:
“-Bir padişahın iki türlü konuşması vardır:
Biri, bir vatandaşla, telefon ederek, ona özel iltifat ve tebrikte bulunması...
Diğeri de devlet başkanı, halifelik yönü ve milletin idarecisi olarak, emirlerini her tarafa duyurmak için, görevlendirmede bulunduğu yüksek bir memuruyla konuşması, göreve ilişkin sohbet etmesi, onun aracılığı ile tüm halkını ilgilendiren ferman yayınlamasıdır.
Bu örnekte olduğu gibi, Cenab-ı Hakk’ın da kulları ile iki tarzda muhatap olması vardır. Biri, özel ve cüz’i, diğeri de geniş ve genel mahiyette bir konuşması. Cenab-ı Hakk’ın bazı velilere özel ve cüz’i anlamda ilham etmesi birinciye örnektir.
Amma Peygamberimizin, bütün velilik mertebelerinin üstünde bir yücelikte, bütün varlıkların yaratıcısı olan Cenab-ı Hakk’ın sohbetiyle şereflenmesi ise ikinci ve mükemmel olan görüşmeye misaldir.
Yani Peygamber Aleyhissalatü vesselam, bizi temsilen Cenab-ı Hakk’ın huzuruna çıktı, başta insanlar olmak üzere, bütün varlıkların ibadet, kulluk, tesbih ve zikirlerini, toplu olarak, (askerin komutanına tekmil vermesi gibi) ona arz etti.
Bu yönüyle Mirac, halktan, insanlardan, varlıklardan Hakk’a bir gidiştir. Diğer taraftan, Peygamberimiz de, Cenab-ı Hakk’ın biz kullarından istediklerini, emir ve yasaklarını Resul-Elçi olarak ondan alıp bize getirmiştir. İbadetlerin özü ve esası olan beş vakit namazı, Mirac hediyesi olarak getirmesi gibi…”
EFENDİMİZ’İN MİRAC’TAN GETİRDİĞİ
HEDİYELER:
1- Mirac’ın birinci hediyesi, beş vakit namazdır. Mirac gecesinin muhteşem bir hatırası olarak, Efendimiz tarafından Allah hediyesi olarak mü’minlere beş vakit namaz getirilmiştir. Yüce Allah’ın huzurunda huzur bulurcasına kılınan namazlar, mü’mini Yüce Yaratıcı’ya yüceltir. Bu sebeple Efendimiz, “Namaz mü’minin miracıdır” buyurmuştur.
2- Mirac’ın ikinci hediyesi, Bakara Suresi’nin son iki ayetidir. Mirac’da Efendimiz’e bildirilmiş olan bu ayetler, bize hem imanın temel esaslarını , hem de, Allah’ın kabul edeceği örnek bir duayı da öğretir.
3- Mirac’ın üçüncü hediyesi, İsra Suresi’nin, 22-39. Ayetleridir. Bu ayetler, İslam ahlakının 12 esasını mü’minlere şöyle açıklar:
-Allah’tan başkasına kulluk etmeyin.
-Ana-babanıza iyi davranın.
-Akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını verin.
-Gereksiz yere saçıp savurarak israfçı ve cimri olmayın.
-Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın.
-Zinaya yaklaşmayın.
-Haklı bir sebeb olmadıkça, Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın.
-Yetimin malına, ancak güzel bir niyetle yaklaşın.
-Ahdinizi yerine getirerek verdiğiniz sözü tutun.
-Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın.
-Hakkında bir şey bilmediğin şeyin ardına düşme.
-Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma.
4- Mirac’ın dördüncü hediyesi, insanlığa büyük bir müjdedir. Bütün insanlığı ilgilendiren bu müjde, Allah’a ortak koşmadan ölen bir kimsenin, en sonunda Cennet’e gireceğini bildirir.
5- Mirac’ın beşinci müjdesi de, Yüce Allah’ın rahmetinin ve cömertliğinin genişliğini ispatlar. Çünkü, bu müjdeye göre, iyi bir işe niyetlenen kişi, onu yapamasa bile, mutlaka bir sevap kazanır. Eğer niyetlendiği iyiliği yaparsa, on sevabı hak eder. Yine bir kişi, bir kötülüğü yapmaya niyetlense de, yapmasa; hiç günah kazanmaz. İşlenen her kötülük de, sadece bir günah yazdırır.
MİRAC GECESİ’NDE NELER YAPILMALIDIR?
Bu gece, beş vakit namazın emredildiği Mirac’ın yıldönümüdür. Bu sebeple, Mirac gecesi, bir namaz gecesine dönüştürülmelidir. Mümkün olduğunca, namazlar cemaatle kılınmalı… Namaz borçları ödenmeli…Bolca tevbe, istiğfar edilmeli, günahlardan pişmanlık duyulmalı, gönül kirleri göz yaşlariyle temizlenmeli… Çok salavat getirerek, Mirac’ın kahramanı olan Efendimiz anılmalı… Kur’an okunmalı… Özellikle de, Bakara Suresi’nin son iki ayeti, İsra Suresi, Necm Suresi, 1-18. ayetleri manalariyle birlikte okunmalı…100 kere, “Sübhanellahi vel hamdülillahi ve la ilahe illallahu vellahü ekber” demek ve manasını tefekkür etmek de tavsiye edilmiştir.
Kısacası Mirac gecesi, dua, zikir, fikir ve ibadetle uyanık geçirilmelidir…