HEPİMİZ GAZZE’LİYİZ!
Yeni yıl vahşetle başladı.Alçaklığı da utandıran alçaklıklara, bir yenisi daha eklendi. “Medeniyyet denilen tek dişi kalmış canavar” artık bütün vahşetiyle ve apaçık ortada.Utanmayı,arlanmayı,vicdanı tanımamış bir yüzsüzlük, iğrençliğini gizlemeye bile gerek görmüyor.Bütün maskelerini atmış,olanca hunharlığı ile saldırıyor,vuruyor,kırıyor,ama bir türlü kana doymuyor.Evler topa tutuluyor,anneler,bebekler,çocuklar ölüyor.Yani masumiyet,saflık,günahsızlık vuruluyor.Birleşmiş Milletler teşkilatı tarafından,korunsun diye koordinatları verilmiş okullar,içindekilerle birlikte yere seriliyor.Namaz vakti cami topa tutuluyor;cemaatıyla birlikte harap ediliyor.Yaralılara yetişmeye çalışan ambulanslar,içindeki doktorlarla,hastabakıcılarla birlikte havaya uçuruluyor.Sınırda bekleyen gönüllü doktorlar,gıda maddeleri,sağlık malzemeleri ve ilaçlar,Gazze’ye sokulmuyor.Bütün ateş kes çağrılarına karşılık,sivil ve silahsız halka,havadan,karadan ve denizden ateş yağdırılıyor.Üstelik kullanılması yasak olan vahşi silahlar kullanılıyor.
Bu vahşetin failleri,hala devlet olmaktan,haktan ve güvenlikten söz edebiliyorlar.Eşkiyalığın dik alasını yaparak,karşısındakini terörle ve saldırganlıkla suçlayan bu gözü dönmüş caniler,Gazze’de güvenlikten eser bırakmayarak,güya kendi güvenliklerini sağlamaya çalışıyorlar.(!)Ahmakların bile farkeceği bu kuyruklu yalanla da yetinmiyorlar.
Üstelik bir de,bu günahtan ibaret utanmazlar,tükürüğe bile değmez suratlarıyla ekranlara çıkıp, bütün dünyaya karşı, “Her savaşta böyle şeyler olur”deme hayasızlığında bulunuyorlar.
Nasıl bu kadar çukurlaşabiliyorlar?Bunlarda,Allah ve ahiret imanı yok mu? Bunlarda mazlumun ahından korku bulunmaz mı?Bunların din diye inandıklarında,kul hakkı diye,savaş hukuku diye bir mefhum yer almaz mı?
Biliyorum,bunlar boş sorular,çünkü muhataplarının cevapsız bırakacağı sorular.Peki, ya bu zalimleri destekleyenler,insanlık dışı acımasızlarını hoş görenler…Yani medeni ülkeler (!),gelişmiş,ileri milletler (!),çağdaş yaşamcılar (!)…Koskocaman ,güçlü bir dünya…Ama yüreksiz,omurgasız,yüzsüz,insanlığını yitirmiş bir dünya…Bunların sadece,uçakları,silahları insansız değil,insanları da, insansız…Çölleşmiş içleri,kalpleri ıpıssız.
Bu insaniyetsiz dünya,yeniden Osmanlı’sını bekliyor.Beklemeden bekliyor.Beklemesini bilmeden bekliyor.O Osmanlı ki,her sıkışana,her imdat çığlığına,her zulme koşardı.Namı yeterdi, adaleti getirmeye… Mektubu kafi idi,dengeleri kurmaya…Çünkü,Kur’andı dayanağı,kaynağı…Allah’ın kitabı Kur’an,Allah’ın bütün kullarını kavrar,kapsar ve korurdu.
Bu sebeble, Filistin’e ilk kalıcı barışı getiren ,Peygamber Halifesi Hz. Ömer’di.(r.a.)Üç dinin mensuplarını huzur içinde ve bir arada yaşatan düsturları,aslında İslam’ın getirdikleriydi.Hem Müslümanlar,hem de Hıristiyanlar ve Yahudiler, o düzen içinde mutlu oldular.
Yavuz Sultan Selim dedem,o tarihten asırlarca sonra,1517’de girdi Filistin’e…Papazların ve hahamların isteği üzerine de,Hz. Ömer’in anlaşmasını aynen onayladı.Böylece,barış,dostluk ve huzur onaylandı bir kere daha…
Dedem,Gazze kapısından Mısır’a yürüdüğünde,arkasında 400 sene sürecek bir denge,düzen ve adalet bırakmıştı.Osmanlı yönetiminde dört asır süren barış ve huzur,1917’de İngiliz hakimiyetiyle sona erdi.
İngiliz geldi,kargaşa başladı.Anlaşmazlık ve kavga alevlendi.Bugünkü kanın kinin temelinde hep İngiliz vardır.
Zira İngiliz’in niyeti huzur getirmek değil,sömürmekti. Bir gün çekilip gittiğinde geriye anlaşmazlık,husumet ve kavga kalsın,dolayısıyla da,hep kendisine müdahele fırsatı çıksın istiyordu.
Hindistan dan çekilmek zorunda kalınca da öyle yapmadı mı?Geriye Keşmir ihtilafını bıraktı.Hala Pakistan’la Hindistan arasında,çözülemeyen bir husumet konusudur.
Asya’da,Afrika’da ırkçılığı körükledi;kabileleri birbiriyle vuruşturdu,böylece sömürü sistemini kolayca sürdürdü.
Eline geçen fırsatı fitneye,kaosa,kavgaya yarar şekilde kullandı.Cetvelle çizilmiş sınırlar yaptı,uydurma devletler kurdu,krallar icat etti.Bölük pörçük ettiği halkları, birbirinin kurdu haline getirdi.Birlik ve beraberlik emreden İslam’ı,içinden zayıflattı.Yoğun propagandalarla,inançlara düşürdüğü gölge,mü’minleri de bölüp parçaladı.Sapkın dini akımları destekledi,kafaları ve kalpleri karıştırdı.
Zayıf rakiplerle başetmek kolaydı.Bu sebeble, “Böl,parçala,yönet” taktiğinden hiç vazgeçmedi.Müslümanlar’ın birbirleriyle uğraşması için elinden gelen her şeyi yaptı.Vurdu kırdı,kan kin,cahillik,başkalarında çok hoşlandığı şeylerdi..Zira,kavga ve belirsizlik ortamında kendi çıkarlarına ulaşması çok kolaylaşırdı.”KURT bulanık havayı sever” der atalarımız.İngiliz de hep bulandırdı,kararttı,karıştırdı.
Bu entriklarına engel olan Osmanlı’yı yıkmak için asırlarca uğraştı.Sonunda başardı.Artık önünde engel yoktu.
Siyonist Yahudileri Filistin’e yerleştirenler de onlardı.
Tabii ki Yahudiler de, binlerce yıllık ideallerine ulaşmak için her şeyi yaptılar.Meşru,gayrı meşru demeden, her yolu denediler.Sultan Abdülmamit Han,İsrail için toprak talep eden Teodor Herzl’i,defalarca kovdu.
Sonunda İngiltere’ye başvurdular.Onlar da, “Asker olmadan devlet kuramazsınız” diyerek, siyonistleri Çanakkale savaşlarında kullandılar.Çanakkale’nin İngiliz komutanı Hamilton,bu hususta şöyle düşünür:
“-Yahudilerden bizim çıkarlarımıza uygun şekilde istifade edebilirdik.Şöyle ki:Onları kendi çıkarlarımız için istismar edip,Yahudi gazetecilerin ve bankerlerin çabalarını sağlardık.Yahudi gazeteciler bizim davamıza renk katar,Yahudi bankerler de kesemize para yağdırırlar.”
Çanakkale savaşlarında görev yapan 650 kişilik Yahudi katır alayı,İngilizlere su ve cephane ikmali yaptı.Savaşın sonunda,Yahudiler,ücretlerini istediler.Ücret,Filistin’de devlet kurmaktı.Bir Siyon önderi bu gerçeği şöyle itiraf eder:
“-İsrail devletini,Çanakkale’de verdiğimiz 55 kayba borçluyuz.İngilizlerden İsrail’in kuruluşu için destek sözü alırken,elimde Çanakkale kayıplarımızın listesi vardı.İsrail’e giden yol,Çanakkale tepelerinden geçmiştir.”
(Bir Destandır Çanakkale,V. Vakkasoğlu,s.169-177)
*************************
Dünya kamuoyu neden sessiz. Çünkü İslam’ı din olarak,Müslüman’ı da, kendilerine eşit insanlar olarak görmüyorlar.Müslüman bebekler bile potansiyel teröristtir (!) Öyleyse Müslüman’ın,Batılı insanlar kadar hak sahibi olması düşünülemez.Batı’nın bu zihniyeti yeni değildir.Akif Dede,1914 yılı sonunda, Berlin’de bu yüzden ağladı.Silah arkadaşımız olan Almanların daveti üzerine başkentlerine gelmişti.Önemli bir görevi vardı. Bu görev,bizden çok Almanlara faydalı olacaktı.Buna rağmen,bir grup Alman milletvekili Akif Dede’ye heyecanla geldiler ve şu istekte bulundular:
“-Efendim,bir kısım milletvekilimiz, “Biz medeni Almanlar,nasıl olur da,bu geri ilkel Osmanlı ile silah arkadaşı olabiliriz.” Diye meclisi ve kamuoyunu kışkırtıyorlar.Lütfen hemen bir yazı yazınız a, İslam’ın da normal bir din,Müslümanların da normal insanlar olduğunu açıklayınız.”
Akif Dede ,o gece,hem ağladı,hem de yazdı.
Tabii ki, bu sakat zihniyet, sadece Almanya’nın değil,bütün Avrupa’nın ortak bakış açısını oluşturuyordu. Öyle bir yazıyla da asırlık birikim değişecek değildi.
Batı toplumlarında, dinden kaynaklanan bir bağnazlık yok gibi görünür amma,İslam söz konusu olunca iş değişir ve ortaya korkunç bir taassup çıkar.
Bu inanılamaz taassubun müthiş bir örneğini,yine Akif Dede anlatır:Viyana’dadır.Gece yarısı yeri göğü inleten bir bir sevinç gösterisiyle uyanır.Hemen sokağa çıkıp bu gösterinin sebebini araştırır.Derler ki, “Bu akşam gelen bir habere göre,İngiliz Ordusu Kudüs’ü Osmanlı’dan almış;halkımız bu olayı kutluyor.”
Akif Dede şaşkına döner ve sorar: “Siz,bizimle silah arkadaşısınız.Osmanlı’nın kaybı,sizin de kaybınız sayılmaz mı?”
Avusturyalı’nın cevabı Akif Dedem’de yine gözyaşı seline sebeb olur:
“-Beyefendi,sonuçta Kudüs, Müslüman’ın elinden çıkıp Hıristiyan’a giyor ya,mühim olan bu!”
İşte, hala değişmemiş olan bu zihniyet sebebiyle,bugün hala Hıristiyan-laik Batı,Siyonist Yahudi terörüne muhabbetle bakıyor.
Ancak,biliyoruz ki,zulmün doruğa ulaşması,kurtuluşun başlamasıdır.Kimsesizlerin kimsesi,yüceler yücesi Rabbimiz’dir.Ay,gecenin en karanlık anında parlar.Bu yüzden, “Bela şiddetini artır ki,felah günü yaklaşsın” buyurulmuştur.Bir başka deyişle, zulmün kemali,zevalidir.
Bu bakımdan,Gazze’de yaşananlar, bize Batıl’ın zevalini müjdeliyor.
Gazze bize uzak değil.1917 ye kadar sınırlarımızın içindeydi.Mehmetçiğin en çok kan ve can verdiği topraklardandır.
Şimdi de gönül sınırlarımızın içindedir Gazze.Çünkü,Efendimiz’in dedesi Haşim bin Abdimenaf,orada yatıyor.İmam Şafii de orada doğdu.Çocuk yaşta ayrıldığı Gazze’ye özlemini şöyle şiirleştirmişti:
Ne kadar özledim Gazze topraklarını
İstemeden uzaklaştım,gizlemem artık boşuna.
Allah yağmurlar göndersin,o topraklar ki,
Uzanıp sürebilsem elimi
Gözlerime sürme çekerdim
Dindirebilmek için özlemi.”
(Divan-İmam Şafii,Ter.A.Ali Ural,s.272)
Gazze’lilerin,huzurlu Gazze özlemini ne dindirecek?Gazzeli babanın yan yana yatan üç evladının,Ahmed’in,Muhammed’in,İsa’nın hesabını kim soracak?Bu üç bebek cesedi,sadece bir vahşetin belgesi değil,aynı zamanda bir müjdenin de habercisidir.
“Olur böyle şeyler…Güvenliğimizi sağlamak için bu tür şeyleri göze almamız gerekiyor” diyen alçakları unutmayalım,affetmeyelim…Elimizi ve gönlümüzü Rahman ve Rahim olana açalım,kesemizi,kasamızı da Gazze kahramanlarına…Bilelim ki, “Toplu vurdukça yürekler,onu top sindiremez!”