Dikkat: Neden aile son kale?
Değerli yazar Vehbi Vakkasoğlu Hoca, son zamanlarda çok önemli bir konuyu, çarpıcı bir üslupla vurgulamaya çalışıyor. "Aile son kale" diyor. Hatta bir adım ileri giderek, "Bugünün Çanakkalesi ailedir" diyor. Yerden göğe kadar haklıdır. Bir Asya-Pasifik örneği ile, bu konunun Milletimiz için ne derece ehemmiyetli olduğunu ifade etmeye çalışacağım.
İfade etmeye çalışacağım diyorum; çünkü, aile kavramının çürümeye yüz tuttuğu bir toplumdaki beter halleri tasvire dilim nasıl varacak, ben de bilmiyorum.
Filipin milletinin kaderi, geleceği, sosyolojisi ile, yani en temel derdleri ile hemhal olan, aklı başında bütün entelektüellerin sorduğu ortak bir sorudur bu: 'Filipin ailesini nasıl kurtarırız?'...
Bu konuda kitaplar yazılıyor, sempozyumlar, forumlar düzenleniyor. Ama ipin ucu kaçmış bir kere... Papazlar bile bize soruyorlar: 'Siz Müslümanlar, aileyi nasıl korursunuz? Siz olsaydınız, bu ülkede aileyi nasıl kurtarırdınız?'
Basit bir mevzu degil.
Mütefekkirler, Allah'ın vaz' ettiği ilk müessesenin 'aile müessesesi' olduğunu beyan ederler. Adem-Havva merkezli bu ailenin, insan daha dünyaya gönderilmezden evvel kurulu olduğunu biliyoruz. Konuştuğumuz mevzunun geçmişi, anlayacağınız, dünya tarihinden de öncesine gidiyor. O kadar derin ve ehemmiyetli.
Sosyal hayattan da öte, insani yaşayışın temelidir aile...
Bu girizgahtan sonra, -konunun uzayacağını göze alarak- zihninizi, konunun başka bir boyutuna çekerek sonuca varmak istiyorum:
20'nci asır, komünizm referansı ile, dinsiz ve insani/ahlaki hiçbir kaideye dayanmayan bir sistemi dünyaya miras bıraktı. Geçen zaman zarfında, fikir altyapıları itibariyle, ne komünizm, ne de ondan beslenen izm'ler sosyal hayatta tutunamadı ve tükendiler. Ancak, 21'inci asır insanı, konunun bir başka boyutu ile mücadele ediyor. Fikir boyutunun değil, heves boyutunun boyunduruğu altına girmiş durumda.
Fikri altyapıyı akli delillerle çürütebilirsiniz. Ama hevesi boyut, nefse ve şehvete baktığı için onu alt etmeniz hiç de kolay değildir.
Çünkü 'ademoğlu; hazır bir gram lezzeti, müstakbeldeki tonlarla lezzete veya eleme tercih etme müptelasıdır.'
Fikri altyapının tutunamadığını ve çürüdüğünü gören şer mihrakları, bu sefer hevesi tahrik eden unsurları devreye sürmekteler. Ve bunu en yüksek perdeden icra ediyorlar. Her geçen gün, yeni argümanlarla, şehvet mekanizmasını en sefil hallere sokma planları uygulanmakta.
Magazin, moda, TV, basın-yayın ve özellikle sanal dünya, bu konunun en tahrip gücü yüksek silahları olarak karşımızda duruyor.
Peki bu savaşta kim zarar gördü/görüyor? Bu savaştan her ferd zarar gördü/görüyor. Özellikle gençler, delikanlılar daha ciddi zarar görüyor.
Ama bu mücadelenin duracağı da yok. Çünkü, şeytandan ders alan (hatta şeytana pabucunu ters giydirecek kadar vicdanı bozulmuş olan) kimi sefiller, durmuş değil.
Tüm bu planlar, Türk toplumunda ferdlerin, kadının ve gençlerin bir nebze bozulmasına sebeb olsa da, dünyanın en sağlam ailesi olan Türk ailesini bozmaya yetmemişti.
Şimdi en büyük kozlarından birini devreye soktular: 'Aileyi ifsat silahı'...
Basılı ve görsel medyada, son iki-üç yılda planlı bir şekilde artan sapkın-çarpık münasebetlerin meşrulaştırılma çabalarına karşı, şuurlu ve uyanık insanımızın, çok ama çok ciddi direnç göstermesi lazım.
Bu plan bilerek devreye sokulmuştur. Vicdan-ı umuminin aleni olarak yaralanmasını amaçlamaktadır. Bir toplumda umumi vicdan ölürse; haya, namus, ar biter.
Birey olarak, ailemiz olarak, çevremiz olarak, kitle olarak ve de devlet olarak, istikbalimizi helak edecek bu şerur icraata karşı çok ciddi mukavemet göstermezsek, yirmi yıl sonra, (evet çok değil, Allah muhafaza yirmi yıl sonra) ailelerimizi de muhafaza edemeyeceğiz.
İçinizden 'RTÜK ne diye var?' diyeceksiniz?
Bu satırlarımda, Zahid Akman'ı ithamlarla pasifize etmeye çalışanların, asıl derdlerinin ne olduğu konusunda belki bir ipucu yakalarsınız.
İnanmayacaksınız ama, Filipin ailesini çürütmek yirmi yıl da sürmemiş. Bir toplumu o kadar kolay ve çabuk çürütmüşler ki..
Can damarından vurmuşlar: Aileyi bitirmişler. Toplum da bitmiş.
En popüler TV progamlarında, kimliksiz eşcinselleri çıkarıp aleni sahne aldırmakla başlamış; şarkıcılar şarkılarını, dizi senaristleri senaryolarını, modacılar tasarımlarını bu minval üzere hazırlamış, tertip etmiş. Tavırlarla, sözlerle, cafcaflı tablolarla, herşey normalmiş gibi lanse edilerek, bilinçaltlarına istenen mesaj enjekte edilmiş.
Derken, ahlakın tükendiği noktada aile-içi çarpık münasebetler meşrulaştırılmış.
Şimdi ise, aklı başında olanları feryad ediyor amma, bade-harabil-basra.. İş işten çoktan geçmiş.
Papazlar bile, kilisedeki pazar günü ayinlerinde, Ahd-i Atik'teki Tekvin'den, Sodom-Gomorre bahislerinin işlendiği konuları işleyemez konuma gelmişler. Çünkü; 'o konuyu işlersek, zaten kiliseye az gelen cemaat, büsbütün kaçar. Hele gençler hiç gelmez' diyorlar.
Buyurun..
Feci tabloyu size tasvir etmek istemem. Batıl şeyleri tasvir edip zihinleri bulandırmanın anlamı yok. Şu an bu satırları yazarken bile inanın yüreğim kanıyor.
Ama sadece, 'halimiz nice olur?' derseniz, hem cevap vermiş olayım, hem de sözlerimi şu cümlelerle bitireyim:
Çocuklar, gerçek anne-babalarını bilmedikleri veya bir süre sonra, onlara anne-babaları diye sunulan insanların gerçek anne-babaları olmadıklarını anladıkları için, sokaklar kimsesiz ihtiyar ana-babalarla dolu.
Kadın, mebzul bir meta haline dönüştürüldüğü ve ulaşılması güç bir varlık olmaktan çıktığı için, erkeklerde bir süre sonra kadınlara dair şehvet bitiyor. Felaketin bir başka başlangıcı oluyor.
14-15 yaşındaki kızlar, gerçek bir erkek bulamama endişesi ile, iltifat gördükleri ilk erkekle evleniyor veya beraber oluyor. Hatta pek çoğu, o erkeğin en fazla iki yıl içinde onu terk edeceğini bile bile, buna razı oluyor. İki yıl sonra, daha 16-17 yaşında iken, kucağında iki çocukla ortalıkta kalıyor.
Tüm bu acı tablolara ilaveten, Filipin toplumunda, sayıları milyonlarla ifade edilecek kadar 'single mother' var. Bu kavramın ne olduğunu, çok şükür ki Türk milleti şimdilik bilmiyor. İnşaallah hiç öğrenmez.
Evet, 'aile son kale' diyen Vakkasoğlu Hoca'yı burada yeniden anlıyorum.
Millet olarak en dikkat edeceğimiz husus, belki de budur.
'Kriz, mayın, darbe belgesi, X partisi, Y partisi, eurovizyon, futbolcu transferleri, Michael Jackson, benzin zammı, vs vs' gibi sözcüklerle, hergün bize iyi bir anestezi iğnesi vurulup şuurumuz uyutulurken, diğer taraftan toplumun omuriliği olan ailemizi zehirleyen sahneler ve sözcükler birer-birer çocuklarımızın beyinlerine şırınga ediliyor olmasın?
Tehlikenin farkında mısınız?
Kerem Emre ULUCAN / Haber7 - Filipinler
kemreulucan@gmail.com