|
Bir gün gelir, Bulgarlar başımıza dert açabilirler. Bir ferman buyurun da, Bulgarları Anadolu'ya dağıtalım. Anadolu'nun değişik yerlerinde eriyip kaybolsunlar." der. O tarihlerde Bulgarlar, 220 bin civarında bulunuyorlar. Bu sebeple Sadrazam'ın teklifi uygulanabilirdi. Belki Padişah da öyle düşüyordu. Ancak her konuda olduğu gibi, böylesi önemli bir konuda da, Padişah'ın başı hukuka bağlıydı. "Vicdanını dokuyan hukuk" tehlikeli gördüğü bir kavmi eritip yok etmesine asla müsâade etmezdi... Devletin bağlı olduğu hukuk kuralları herkesi bağladığı gibi, Cihan Padişahı'nı da bağlıyordu.
Şiddetli bir yağmur altında Bulgaristan'ın başşehri Sofya'ya girdik... Sofya'da izlerimizi arıyoruz. Önce Kadı Seyfullah Efendi Camii'ne gittik. 1567'de yapılan bu mabede "Banya Başı Camii" de diyorlar. Banya, yani hamam demek. Banyo kelimesiyle alâkası var. Isıtma, ılıca gibi sıcak su kelimeleriyle de ilgili.
Çok bakımsız bir durumda iken bu cami Türkiye'nin gayretleriyle tekrar elden geçirilmiş, Kütahya'nın "Evliya Çelebi çinileri"yle süslenmiş.
Şu anda bile Plevne panoramasına bakarsak birçok cami ve minareyi görebiliriz. Ama Sofya'da ibadete açık sadece bu cami var. Bu da serbestlik döneminden sonra... Muradiye Camii ise müze yapılmış. Siyah mermerlerle minaresi kaplı olduğu için Siyah Cami denilen, Koca Mehmet Derviş Camii'ne gelince, şu anda kilise... 1528'de Mehmet Paşa'nın emriyle yapılan caminin, medresesi, hamamı ve kervansarayı da olduğu için tam bir külliye imiş. Geçici olarak hapisane olarak da kullanmışlar. 1901-1903 yıllarında camiyi kiliseye çevirip inşa etmişler. Diğer bölümlerini de 1929'da yıkıp kiliseye ilave etmişler.
Oradan Bali Efendi Türbesi'ne gittik. Harabe halinden 2006 Şeref Birden Bey'in tamiriyle kurtulmuş. 11 Mayıs 2006 açılışı Bulgaristan Baş Müftüsü Mustafa Aliş Hacı'nın katılımı ile gerçekleştirilmiş. Türbenin önündeki bahçe üzerine Bulgarlar Aziz İlya Kilisesi'ni inşa etmişler.
Bali Efendi 15. yüzyılın sonlarında Sofya civarındaki İstrumça'da (Strumitsa) doğmuş. Sofya'da başlayan tahsilini İstanbul'da tamamlayıp Sofya'ya dönmüş. Kanunî ile bazı seferlere de katılmıştır. Bali Baba, Halvetî tarikatı sofîlerinden. On bin mensubu vardı. Bir ilim adamı olan Bali Efendi'nin içli şiirleri de var. Anlatıldığına göre senede 52 haftanın cuma namazlarını ayrı ayrı camilerde kılar, böylece her sene bütün cami eşrafı ile tanışırmış ve münasebet kurarmış.
Yahya Kemal "Balkan'a Seyahat" isimli eserinde diyor ki: "Bulgarlar, istila ettikleri zaman, Bali Efendi'nin dergâhını hemen kiliseye çevirmişler. Allah'ın velisinin türbesini de yok etmişler. Lâkin Bali Efendi, türbenin bozulduğu gece papazı çarpmış, kötürüm etmiş. Derhal mezarını tekrar meydana çıkarmışlar. Türklerin rahmetle andığı komiserimiz merhum Ali Ferruh Bey de mezarını dört duvarla çevirmiş. Şimdi öyle duruyor. Penceresi iplikten görünmüyor. Bulgar köylülerinin de Bali Efendi'ye itikadı vardır." Bali Baba, duygulu tasavvuf şiirleri yazarak, Yunus Emre gibi halkı aydınlatmıştır. İnsanın var oluşu, kader mevzuları yanında vatana sevgi bağları üzerine şiirler söylemiştir.
Bali Efendi birçok talebe yetiştirip çeşitli bölgelere göndermiştir. Rumeli'nin Müslümanlığı derinden tanıması için çok büyük gayretler göstermiştir. Yetiştirdiği talebelerin yanı sıra eserler de yazmıştır... Füsûsu'l-Hikem Şerhi, Küntü Kenzen Hadisi Şerhi, Kıssa-i İbrahim Aleyhisselam, Mecmuatü'n-Nesâih, Risaletü't-Tasavvuf yazdığı kitaplardan bazılarıdır. |