Başkasının günahına ağlayan adam.
Bu haftaki kitabımız Nesil Yayınları'ndan. Yazarı ise gönlü ve kalemi hizmet etmekten başka bir şey bilmeyen Vehbi Vakkasoğlu.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin insanlık ve iman deryasında seyahate çıkan Vehbi Vakkasoğlu, Bediüzzaman'a ait harika tablolar sunuyor.
Bediüzzaman'ın; "Mesleğimizin dört esasından biri, şefkattir" sözüyle başlayan eser, "başkasının günahına ağlayan" yüzlerce tarihi gerçekle devam ediyor.
Üstad Bediüzzaman bütün ömrü boyunca, "Karşımda müthiş bir yangın var!" feryadıyla harekete geçer, baştan ayağa yürek kesilerek, kim olduğuna, ne olduğuna bakmadan, hiçbir ayrım ve seçme yapmadan, gönüllere manevi iksiri, imanı sunmaya çalışır.
Bazen sorumluluk bilinci göstermeyen gençler için ağlar, bazen sonbaharda dökülen yapraklar için hüzünlenir. Ona göre Allah'ın yarattığı hiçbir varlık boşuna değildir, işlevi bir anlık olmaz.
Onlar kıymetlerine göre, ebediyet kazanmalı ve yaşamalıdır. Bütün gönüllerin en büyük ve müşterek arzusu olan ebediyeti kazanmalarına vesile olmayı, hayatının gayesi bilir.
Var oluşu ebedi bir mutluluk dünyasında sürdürmek ve bunu da herkes için istemek, en büyük şiarıdır. Yine bu sebepledir ki, şefkat dolu gönlüyle sızlanır:
"Alem-i İslâm'a indirilen darbeleri en evvel yüreğimde hissediyorum. Dünyada en çok zarara uğratılan, düşmanlığa maruz bırakılan, acımasızlık hedefi yapılan Müslümanlardır" der.
Evet, Üstad Bediüzzaman günahkâra değil, günaha karşıydı. Her düşenin acısı, önce onun yüreğine yansırdı. Hatta kendi aleyhine konuşanları da korurdu.
Ebubekir gönüllü idi. Sevgi ve şefkati bütün varlıkları kuşatmıştı. Kâinatta hiçbir şeye kıyamazdı. Bütün davası Allah'ı kullarına sevdirmekti.
Bütün engellere, acılara, işkencelere, hapislere, sürgünlere, zehirlenmelere rağmen, Kur'an'a, imana, İslâm'a hizmet duygusundan hiç ayrılmadı. En zor şartlarda bile hiç ümitsiz olmadı.
En olumsuz şartlardan, daima en olumlu sonuçlar çıkardı. Kendisini batırmaya, bitirmeye çalışanları da huzura ve mutluluğa, yani kulluğa çağırdı.
Çünkü ona göre, kul olmak, "kurtulmak" demekti. Kendisine en acımasız hakareti ve dayanılmaz işkenceyi layık görenleri bile iman hakikatleriyle tanıştırmak ve kurtarmak telaşındaydı.
Günahına ağlayamayanların günahına ağladı. Onun insana ve olaylara bakışı, veli bakışıydı. Geçitlerde, köprülerde, uçurum başlarında titreyenlere, "İnşaallah geçer" duasındaydı.
"Ha geçti, ha geçecek" şevkiyle, dertlerini dert edinirdi. Her düşenin acısı, önce onun yüreğine yansırdı. Her ezilenle evvela onun içi ezilirdi. Çünkü o şefkatten ibaretti.
Sevgiyle sarıp sarmaladı yaralı yürekleri. Manevi kiri, pası, yarayı acısız ameliyatlarla tedavi etti. Gönülleri çelen, ruhları çeken bir muhabbet merkeziydi.
Evet, Bediüzzaman Said Nursi bütün ömrünü bu duygularla yaşayıp, hizmetini böyle yaptı. Günümüz insanının sevdalanması gereken yüreğin bu olması gerekir. Şimdiki ve gelecek nesillerin bu hamurla yoğrulması gerek.
İnsanlığın kurtuluşu bu güzelliklerde saklıdır. İnsanoğlu hem kendisi için, hem aile efradı için, hem de bütün insanlık için bu yürekle yarına bakmalıdır.
Eser hakkında bilgi için: 0212 551 32 25